AKKUM - AKKUM TATİLYA

Tarihi Yerler

Tarihi Yerler (9)

Kızkalesi'nden Silifke'nin Hüseyinler Köyü'ne giden asfalt yolun 5. Km. sinde batıya ayrılan 2 Km. lik taşlık yolun sonunda Şeytan Deresi vadisine varılır. 
Bu vadinin dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S II. yüzyıldandan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması vardır. 
Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülür.

Kabartmalar İ.S.2 yy'a terihleniyor.

Mersin Kızkalesi civarında yer alan, aynı adlı kanyon içinde bulunan geç helenistik çağ ile erken roma devrine denk gelen dönemde bu bölgede yaşayan yerli halk tarafından helen heykeltraşları taklit edilerek yapılmış olan ve bölgenin antik dönemdeki yöneticilerine (asker-rahip krallar) ve ailelerine ait olan muhtelif eserlerdir. 


Adamkayalara yukardan beyaz toprak bir yoldan (yolda yeni yapılmış deniz manzaralı müstakil evleri göreceksiniz ) ulaştığınızda (zira yol bitiyor bir noktadan sonra) sizi öncelikle bölgedeki taşlara kırmızı boyalarla bırakılmış ok işaretleri karşılıyor. ok işaretlerini meraklı ve dikkatli bir şekilde izlemeye başladıktan biraz sonra sizi muhteşem kanyon manzarası bekliyor. mersin'de çamlıyayla, limonlu çay, uzuncaburç gibi pek çok yerde görmeye alıştığınız kanyon ve benzeri yapıların en etkileyicisi adamkayalar kanyonu olsa gerek. tek başına bile uzun süre temaşa etmeye değer bu kanyonun aşağısında çoktan kurumuş şeytan deresi ve vadisini görüyorsunuz. şeytan deresi'nin yerinde , bölgenin kalkerli yapısından kaynaklı, bembeyaz bir hat kıvrıla kıvrıla uzuyor. yukardan kanyona bakarken başınızı sola çevirdiğinizde ise tek başına yeter kanyon manzarası şam'da biten kayısı tadına ve lezzetine bürünüyor birden. kanyon yarığından vadi akdeniz'e doğru uzanıyor ve denizi gördüğünüz açıklığın sonunda gözlerinizi muhtemelen buraya gelmeden önce ziyaret etiğiniz kız kalesi karşılıyor.

Bakmaya doyamadığınız manzara bir temaşa şölenine ister istemez dönüşüyor. kanyonun özellikle sayrıl (olmaya aday) karakterli bünyelerde uyandırdığı derin ayrılık, dip yapma, hızlı düşüş, sancılı ve/veya ayrık süreç, sürünceme, vuslat duyguları manzaraya karşı bir sevda düşürüyor bu bünyelerin içine.

Teke fişirdekliğine sahip bünyeler bu kanyona adını veren eserleri görmek, seytan deresi vadisi'nde zamanında beyaz tebeşirle çiziktirilmiş bu hat üzerinde yürümek ve bu obruğun içine dalmak için kayalar üzerine (artık hangi hayırsever kişi(ler) tarafından bırakıldıysa) bırakılan kırmızı okları izlemeye koyulacaktır. kanyona iniş tırmanma ve yüksek eğimli iniş yapma isteği, becerisi, kararlılığı olmayan kişilere kesinlikle önerilmemekle birlikte, obruğun içine doğru hoppidi hoppidi teke sıçramaları ile inişin keyfi müthiştir.

https://eksisozluk.com/adamkayalar--2250093 )

 Mersin'in önemli turizm merkezi olan Kızkalesi, Erdemli'ye 23, Mersin'e 60 km mesafededir. Özellikle yaz aylarında büyük bir canlılığın yaşandığı kasabaya, ulaşım minibüslerle sağlanmaktadır. Kasabada taşıma kooperatifi olduğu için ulaşım problemi yoktur. Günün her anında Mersin ve Silifke'ye ulaşmak mümkündür. Buranın tarihi adı Korykos'tur.

       Kızkalesi, tarih içinde Selevkoslar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Ermeniler, Fransızların (Kıbrıs Krallığı), Karamanlılar ve Osmanlılar'ın hakimiyetinde kalmış önemli bir yerleşim bölgesidir. Yapılan ilk kazılarda buraya ilk yerleşimin MÖ. 4. yüzyıla ait olduğunu gösteriyor. Ünlü tarihçi Herodot, bu şehri Georges adında Kıbrıslı bir prensin kurduğunu yazar. Milattan sonra 72 yılında Roma hakimiyetine giren Kızkalesi, 450 yıl Roma yönetimine bağlı kalmıştır. Bu dönemdezeytincilikte büyük bir gelişme göstermiş ve zeytin yağı ihraç merkezi olmuştur. Bizanslılar döneminde Arap saldırılarına karşı çevresi surlarla çevrilmiştir. Daha sonra burası Selçuklular'ın ve Kilikya Ermeni Krallığı'nın eline geçmiştir. Ermeniler'in 14. yüzyılda artan Karamanoğlu saldırıları nedeniyle Kıbrıs Krallığı'na sattığı ve önemli bir ticaret limanı olan Kızkalesi, 1448yılında Karamanoğlu İbrahim Bey tarafından ele geçirilmiş ve yeniden imar edilmiştir. 1471'de Osmanlılar'ın eline geçen Kızkalesi bu dönemde önemini kaybetmeye başlamıştır. Cem Sultan, 1482 yılında, Rodos Şövalyeleri'nin yolladığı gemiye binmeden önce bir süre burada kalmıştır.

       Kızkalesi'nde adım atılan her yer tarihi dokuya sahiptir. Bugün, Kızkalesi'ndeki ören yerlerinde kalelere, kiliselere, sarnıçlara, su kemerlerine, kaya mezarlarına, lahitlere, taş döşemeli yollara rastlanılmaktadır. Kıyıdaki kalenin 500 metre açığındaki küçük bir adacık üzerine kurulu kaleye, Kızkalesi denilmektedir. Son yıllarda restore edilen Kızkalesi, sekiz kuleyle korunmuştur. Kalenin dış çevre uzunluğu 192 metredir.

       Kızkalesi'nde eski dönemlerden kalma 4-5 tane kilise bulunmaktadır. Su kuyuları ve sarnıçların yanında, Lemas çayından su kemerleri ile getirilen sular, Kızkalesi'nin su ihtiyacını karşılamaktadır. Büyük kiliseye giden taş döşeli Kutsal Yol'da, yol boyunca dizilmiş irili ufaklı lahitler görenleri hayrete düşürmektedir.

       Kızkalesi'nin 10 km kuzeyinde yer alan vadinin yükselen kayalık yamacına oyulmuş ve Adamkayalar adı verilen insan kabartmaları bulunmaktadır. Dönemin yönetici ve soylularını simgeleyen kabartmalardaki figürlerde, kimi elinde üzüm salkımı, kimi kanepeye uzanmış haldedir. Roma döneminden kalma toplam 13 tablodan oluşan Adamkayalar, Şeytanderesi'ne hakim bir yerdedir.

      Yaklaşık 1500 haneden oluşan Kızkalesi'nin nüfusu 8139'dur (2000 yılı nüfus sayımına göre). Yaz mevsimi geldiğinde yazlık nüfusu 30000 civarına çıkmaktadır. Kızkalesi bugün Mersin ve Erdemli turizminin sembolü haline gelmiştir. Yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisini çeken kaleye, kıyıdan balıkçı motorları ile geçilmektedir. Yaz mevsiminde büyük bir turizm yoğunluğu yaşanan Kızkalesi'nde 15000 yatak kapasitesi vardır. Mevcut turizm tesislerinden bütün yıl boyunca faydalanmak mümkündür. Kızkalesi'nde yerli ve yabacı turistlerin güvenle girebileceği biri 300 metre, diğeri de 1200 metre uzunluğunda iki plaj vardır. Kızkalesi, yerli ve yabancı turistlerin güvenle tatil yapabilecekleri bir yer haline gelmiştir. Eğlence ve alışveriş merkezleriyle dikkatleri çekmektedir. Yaz sezonunda kasabada yapılan kültür, turizm ve spor festivalleri kasabaya canlılık getirmektedir.

      Yerli halkının büyük kısmı Ayaş Türkmenleri tarafından oluşturulmuştur. Türkmenler konar-göçer hayattan yerleşik hayata geçmişler ve çiftçilikle uğraşmışlardır. Yaz mevsimi geldiği zaman Avgadı ve Akpınar(Pınarbaşı) yaylalarına çıkarlar. İçme suyu problemi olmayan Kızkalesi kasabasında, sulama suyu Lemas çayından cazibe yoluyla getirilmektedir. Bu su yeterli olmadığı için sondaj kuyuları ve kuyulardan da istifade edilmektedir. Kasabada halk geçimini tarım ve turizmdensağlamaktadır. Hayvancılık artık can çekişmektedir.

     1991 yılına kadar köy iken aynı yıl içerisinde kasaba statüsüne alınmış ve belediyelik olmuştur. Kızkalesi kasabası, Merkez, Toroslar, Akdeniz ve Mavideniz olmak üzere dört mahalleden oluşmuştur.

     Sağlık ocağı bulunan kasabada iki eczane mevcuttur. Acil 112'de merkez durumdadır. Kasabada bir cami, bir ilköğretim okulu, PTT şubesi, polis karakolu, jandarma karakolu vardır.

      Kızkalesi'nde Akdeniz iklimi hüküm sürer. Konar-göçer hayatı yaşayan Yörükler ise (özellikle Sarıkeçili Yörükleri) kış mevsimini kasaba ve çevresinde geçirirler. Tarımda yetiştirilen ürünerin başında domates, salatalık, fasulye, marul, ıspanak, kayısı ve narenciye başta gelmektedir. Seralardan çok açıkta sebzecilik yapmak gelişmiştir. Yaylalara çıkan Yörükler yaylalarda da sebze yetiştiriciliği ile uğraşmaktadırlar.

       Kızkalesi, Mersin'in en popüler tatil merkezidir. Adını aldığı kale, deniz içerisinde olup karadan 200mt. uzaklıktadır. Deniz kalesi dışında bir de deniz kalesi ile aynı paralel de karakalesi yer almaktadır. Kızkalesi ile ilgili bir çok hikaye olmakla birlikte koyun stratejik konumu nedeniyle saldırılara karşı önlem amacıyla denizkalesinin yapıldığı bu kalenin saldırıya karşı ilk savunma noktası olması ve ardından kara kalesininde savunma için desteği amaçlanmıştır.

Çanlı kilise Beldemizin hasan aliler mahallesinde bulunmaktadır.Tarihi günümüze taşıyan ender yapılardandır.Burası da tüm tatilcilerimizin uğrak yeridir.mutlaka görmelisiniz.

 

Silifke-Mersin karayolunda, Silifke’den 21 km. ileride, Narlıkuyu Köyü’nün ve oradaki körfezin yanındadır. Körfezin yanında İ.S.4.yüzyıldan kalma bir Roma hamamının mozaikli tabanını koruyup, sergileyen “Narlıkuyu Mozaik Müzesi” bulunmaktadır. Kuzeyde yer alan Cennet-Cehennem obrukları yöredeki diğer bir çok obruk gibi antik dönemde kutsal konumdadır. Obruklar, doğal çöküntülerle oluşmuş, dik yamaçlı, çok büyük ve derin çukurlardır. Narlıkuyu’da ana yoldan kuzeye ayrılan kıvrımlı yolun 2 km ötesinde önce antik bir kentin kalıntılarına sonra Zeus Tapınağına ve çok tanrılı inanca göre kutsal sayılan bu iki obruğa rastlanır.Bu yöredeki Korykos kenti, adını Korykos Burnundan almıştır. Kent, Korykos Burnu üzerinde ve anakaranın bitişik yöresine yayıldığından bir kıyı kentidir. Korykos kentinin kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte hellenistik çağda, bergama krallarından birinin kenti kurduğu sanılmaktadır. Kent, Roma İmparatorluğunun egemenliği döneminde önem kazanmış, ancak altın çağını erken Hıristiyanlık döneminde (Geç Roma, Erken Bizans) yaşamıştır.
Narlıkuyu koyunda hemen deniz kıyısında bulunan hamam IV.yy Roma dönemine aittir. İmparatorluk yönetiminde etkin bir kişi olan Poimenios tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanında yarıtanrıça üç kızkardeş tasvir edilmektedir. Baskın renkleri beyaz, siyah, kahverengi ve sarı olan mozaikte Zeus''n kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken görülmektedir.
 
Mozaik tablonun üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyledir:

"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".



Yazıttan da anlaşılacağı gibi Poimenios, Roma imparatorları Arcadius ve Honorius'un dostu ve bugünkü Büyükada, Kınalıada ve Heybeliada'nın o dönemlerdeki yöneticisi imiş. 

Narlıkuyu'dan kuzeye doğru giden asfalt yolun 2. Kilometresinde antik şehir kalıntıları ile mağaraların bulunduğu yere ulaşılır. Roma ve Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları arasında hala ayakta duran üstü hatıllı kapı söğeleri ile taş kemerler, sarnıç ve Cennet Obruğu'nun hemen yanında Zeus Tapınağı bulunmaktadır.

Cennet Çöküğünün 100 metre uzağında bulunan Cehennem Çöküğü, ürkütücü, derin karanlık ve sevimsiz görünüşü ile bu ismi fazlasıyla hak ediyor. Mitolojide Zeus'un Ejder Typhon'u burada hapsettiğine inanılıyor. Etrafı demir korkulukla çevrili, 50 m çapında ve128 m derinliğindeki dik duvarlı Cehennem obruğuna ise normal şartlarda inme imkanı bulunmuyor.

120 metredir. Ancak aşağı inilememektedir. Girişteki bilgi notuna göre Antik Yunan çağı efsanelerinde Typhon'un yaşadığı yerdir.

 


Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet Çöküğü ile yan yana bulunmaktadır.

Cennet çöküğünün 75 m kuzeyindeki Cehennem çukuru da Cennet çöküğü gibi oluşmuştur. Ağız çember çapları 50 m ve 75 m, derinliği 128 metredir. Kenarları içbükey olduğu için içerisine inmek mümkün olmamaktadır.

Mitolojiye göre Zeus, alevler kusan yüz başlı ejderha Typhon'u buradaki bir kavgada yendikten sonra, onu Etna Yanardağı'nın altına sonsuza dek kapatmadan önce bir süre Cehennem çukurunda hapsetmiştir.

250 m. uzunluğunda, 110 m. genişliğinde ve 70 m. derinliğindeki Cennet Çöküğü, Korykos mağaralarının en büyüğüdür. Bir yeraltı deresinin yol açtığı kimyasal erozyondan dolayı tavanın çökmesi sonucu oluşmuştur. Çoğu antik 452 basamak, çöküğün tabanında bulunan 260 m. uzunluğundaki mağaraya götürür. Mağaranın girişindeki küçük kilise M.S. 5. veya 6. yy'a ait olup, Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithafen yaptırılmıştır.

CENNET ÇÖKÜĞÜ MAĞARASI


Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde yer almaktadır. Bir yeraltı deresinin yol açtığı kimyasal erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana gelmiş büyük bir çukurdur. Elips biçimindeki ağız kısmı çapları 250 m ve 110 m olup derinliği 70 metredir. Çökük tabanının güney ucunda 200 m uzunluğunda ve en derin noktası 135 m olan büyük bir mağara girişi ve bu mağaranın ağzında küçük bir kilise vardır. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki 4 satırlık kitabede, bu kilisenin V.yy'da Paulus adında dindar bir kişi tarafından Meryem Ana'ya ithaf en yaptırılmış olduğu yazılmaktadır.

Cennet çöküğünün içine her biri oldukça geniş 452 basamaklı taş bir merdivenle inilir. Kiliseye 300. basamakta varılır. Kiliseden sonraki mağaranın bitim noktasında mitolojik bir yeraltı deresinin sesi duyulur.

 

MERYEN ANA KİLİSESİ

 

 

 

Cennet Çöküğünün içerisinde, çok tanrılı dönem tapınma yeri olan mağaranın tam ağzında bir kilise inşa edilmiştir. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan, bu kilisenin Paulus adında dindar bir şahıs tarafından Meryem Ana adına yaptırılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kiliseyi yeterince koruyan üzerindeki kaya uzantısından dolayı yapının çatıya gereksinimi olmamıştır. Bununla birlikte, kilisenin doğusundaki apsis ile buna bitişik iki yan oda birer kubbe ile örtülmüştür. İ.S.12. yy.da apsisin kubbesi ve iç duvarları freskler ile süslenmiştir. Bugün konusunun ne olduğu açıkça anlaşılamıyacak derecede yıpranmış olan bu fresk aslında İsa’yı ve yanında havarilerini göstermektedir. Yapının kuzey ve güney duvarlarında birer sıra kemerli küçük pencere vardır. Kilise tarih olarak dışarıda bulunan tapınaktan dönme bazilika ile aynı dönemde yani en geç İ.S.5. yüzyılda en erken 6. yüzyıla tarihlenmektedir. Yapının kilise olarak ne zamana kadar kullanıldığı saptanamamıştı.

 
Zeus Tapınağı Cennet çöküğünün güney ucunda yer alır. İlk yapı evresi Hellenistik dönemde yapılmış Dor düzeninde, sütunlarla çevrili olmayan bir tapınak niteliğindedir. Bu tapınak Zeus’un Typhon’a karşı kazandığı zaferin bir simgesi olarak onun onuruna yapılmıştır. Tapınağın kuzey duvarının doğuya bakan düz köşe devşirme taşlara Hellenistik ve Roma dönemlerinde görev yapmış 130 din adamının adları kazınmıştır. Tapınak, hıristiyanlık döneminde bütünüyle yıkılıp yerine bazilika planlı bir kilise yapılmıştır. Bu yeni yapının kuzey duvarı tapınağın kendi duvarının taşlarının yeniden kullanılmasıyla oluşturulmuştur, üstelik yapım sırasında yazılı taşlardan ikisinin baş aşağı konulduğu saptanmıştır. Tapınağın güney duvarı tümüyle kaldırılmıştır. Kaldırılan bu duvarın taşlarıyla kilisenin batısındaki giriş yerinin üç kapılı iç duvarı yapılmışsa da şimdi burası yıkık durumdadır.
 
 
ZEUS - TİFON  SÖYLENCESİ
 
Şeytan deresi ve Korikos mağaraları (Cennet-Cehennem) doğal güzellikve söylencesel şöhretiyle bilinir. Önde masmavi bir deniz, arkada yüksek dağ yamaçlarının koyu çam ormanları görülür.         Kıyıdan 2 km. kadar yokuş yukarı gidilince kayalar denizine girer ve sonra  ve sonra önünüzde devasa bir çukur görürsünüz. Etrafı uçurumlarla çevrilidir. Fakat bu uçurumun dibi Cennet'tir.
Mersinler, narlar, harnuplar ve daha birçok yemişli ve yemişsiz ağaçlar, mağaranın dibinden akan bir suyla beslenir. Suyun akışı gökgürültüsü gibi homurdanır.          Eskiden burası hiç tekin sayılmazmış. Suyun o derin davudi iniltisini, tanrılar eliyle çalınan kös ve kudüm gibi çalgılardan gelmekte olduğunu sanırlarmış.         İşte burada ZAS adıyla Zeus'a tapınılırdı. Zeus rahiplerine de buralarda Zas adı verilirdi. Bu mağarada Zeus rahipleri, Zeus ayinleri düzenlerler ve kehanette bulunurlardı. Obruğun güneyindeki Zeus tapınağı yörenin kutsal olduğunun bir göstergesidir.Bilindiği gibi Olympos tanrıları ile Titanlar (Devler) arasında çıkan savaşta bu devler yenilirler ve tanrıların kralı Zeus'un buyruğuyla yerin derinliklerinde tutsak edilirler. Toprakana KYBELE, Titanların kökünü kurutan Zeus'tan öç almak için bu kez de bir başka ejder doğurur. Halikarnas Balıkçısı'na göre TİFON adı verilen bu ejderha Kybele tarafından Kilikya'da dünyaya getirilen bir dev idi. Bu dev yılan gövdesinin üst tarafı insan , alt tarafı da yılandı. Tıpkı Şahmeran, İlluyanka ve Tevrat'ta sözü edilen Havva'yı baştan çıkaran yılan gibi.Tifon, gövdesi kabuklarla örtülü, her bir gözü ateş püsküren, geçtiği yeri yakıp yıkan bir azmandı. Devlerin tanrılara karşı savaşında Zeus'u en çok sıkıştıran o idi. Zeus'un elinden eğri kılıncını alır (Zeus, Ivriz ve Boğazköy Hitit tanrıları gibi eğri Hitit kılıcı taşırdı). Bu klılıçla Tifon, Zeus'un pazularını kesip saklar. Hermes bu pazuları çalıp Zeus'a geri verir. Böylece gövdesi tamamlanan Zeus, Tifon'u şimşekleye şimşekleye, bir yerden öteki yere kovalaya kovalaya geçici olarak Cehennem Kuyusunda tutar. Daha sonra da onu Sicilya adasındaki Etna Yanardağının altına hapseder. Tifon her nasılsa, bu arada belden yukarısı kadın, aşağısı yılan olan yaratık EKHİDNA ile çiftleşmek için uygun zaman bulur ve bundan da birbirinden korkunç canavarlar türer.Adı İlyada'da Typheus diye geçen Tifon, İlyada'ya göre Khrysaor'la Kallirhoe'nin oğludur. Kadın başlı yılan Ekidna'dan doğan canavarların birisi de 3 başlı köpek SERBERUS'tur. Kuyruğu yılan olan ve sivri dişleri zehir akıtan bu üç başlı yaratık, bu dünya ile sınır oluşturan STYX ırmağının öte yakasında bekçilik eder ve Hades'in karanlıklar ve ölüler ülkesine yalnızca ölülerin geçmesine izin verirdi.HESİODOS, Theogonya'nın başlangıcında Tifon için bir soyağacı verir ve onu bir yanardağ tanrısı olarak tanımlar.Imparator Neron zamanında yaşamış olan POMPEİNUS MELA Dilek-Astım Mağarası için: "İşte dev Tifon burada otururdu. Bu mağaraya giren hayvan yaşamazdı" diyor.          Grek tragedya yazarı AESKHİLOS bir oyununda PROMETHEUS'u konuşturarak: "O Toprakana'dan yani Kibele'den doğan Tifon ki Kilikya mağaralarında yaşayan 100 başlı devdi" dedirtti.         FRAZER, Korykos mağaralarında yada onların çevresinde soyu tükenmiş devasa hayvan taşılları bulunduğunu ve belki de bu fosiller dolayısıyla yarıyılan bir dev düşünüldüğünü yazar.           Kutsallığını bu günde sürdüren Cennet-Cehennem ve Dilek-Astım mağarası, çevresindeki ağaç ve çalı dallarına bez parçalarından düğümler atıldığı görülmektedir. Bunlar yerli halkın ve buraya gezmeye gelenlerin yaptıkları adak ve dilek düğümleridir. Bunlar yörenin en az 3000 yıldır kutsallığından bir şey kaybetmediğini gösteriyor.         Dilek-Astım Mağarası, cennet obruğundan 300 m. batıdadır. Mağara18 m. derinliğinde doğal bir kuyudur. Mağara koridorları birbirleriyle bağlantılıdır. Toplam uzunluğu 200 m. dir Tifon'un ini olan bu mağara sayısız dikit ve sarkıtlarla doğal olarak süslenmiştir. Bu mağarada ortalama ısı 14 santigrat derecedir. Nem oranı yazın %85 ile kışın %98 arasında değişir.           Mağaradaki havanın, astımlı hastalara iyi geldiği söylenir. İçerisi nemden kaygan, oksijeni azdır. Karbonmonoksitten dolayı tehlikeli olabilir. Çok fazla kalınmaması gerekir.         Cennet çukurundaki Meryem Ana kilisesinin gerisinde taş döşeli kaygan bir patika yol, mağaranın sonuna doğru 200 m. daha inmeye devam eder. Burada mitolojik cehennem ırmağı Styks ile bağlantılı görünen yeraltı suyu akar. Antik yazar Strabon bu dereden "acı su" oarak sözeder. Mağaranın kaya duvarındaki yazıtta adının "Aous" olduğu yazılıdır. Bu yeraltı suyunun bir kolu dağın eteğindeki Narlıkuyu'dan denize ulaşır.
(Araştırmacı Şahin ÖZKAN)
TAKKADIN ÖREN YERİ
Paslı ören yerinden sonra 4 km ileride Roma ve Bizans dönemlerine ait yoğun kalıntıların bulunduğu Takkadın örenyerine varılır. Burada kaya mezarları, lahitler, aslan kabartmalı lahit kapakları, nekropol, sarnıç, küçük bir kale, kilise ve ev kalıntıları bulunmaktadır.
Narlıkuyu koyunda hemen deniz kıyısında bulunan hamam IV.yy Roma dönemine aittir. İmparatorluk yönetiminde etkin bir kişi olan Poimenios tarafından yaptırıldığı bilinmektedir. Cennet obruğu içindeki yeraltı deresinin denize ulaştığı yerdeki tatlı su kaynağından yararlanılarak burada yaptırılan hamamın yıkanma bölümünün tabanında yarıtanrıça üç kızkardeş tasvir edilmektedir. Baskın renkleri beyaz, siyah, kahverengi ve sarı olan mozaikte Zeus''n kızları Aglaia, Euphrosyne ve Thalia çıplak olarak kumru ve keklikler arasında dans ederken görülmektedir.
Mozaik tablonun üst kenarındaki Grekçe yazının Türkçesi şöyledir:
"Ey konuk dost! Bu mucizeli suyu kimin bulduğunu, saklı kaynağını kimin gün ışığına çıkardığını merak ediyorsan, bil ki O, imparatorların dostu ve Kutsal Adalar'ın dürüst yöneticisi Poimenios'tur".

Yazıttan da anlaşılacağı gibi Poimenios, Roma imparatorları Arcadius ve Honorius'un dostu ve bugünkü Büyükada, Kınalıada ve Heybeliada'nın o dönemlerdeki yöneticisi imiş.
Narlıkuyu'dan kuzeye doğru giden asfalt yolun 2. Kilometresinde antik şehir kalıntıları ile mağaraların bulunduğu yere ulaşılır. Roma ve Bizans dönemlerine ait yapı kalıntıları arasında hala ayakta duran üstü hatıllı kapı söğeleri ile taş kemerler, sarnıç ve Cennet Obruğu'nun hemen yanında Zeus Tapınağı bulunmaktadır.

 

Beldemizin Kızıl isalı köyünde bulunan aslanlı mezar oldukça dikkat çekiçi ve muhteşem bir yapıttır.Bu bir anıt mezarı çağrıştırmaktadır.İlginç ve güzel bir sanat eseri görünümünde olan aslanlı mezar binlerce tatilcimizin akınına uğramaktadır.

 

Cennnet çöküğünün 300 m güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür.İçi ışıklandırılmış olup,mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'eulaşır.Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım - Dilek Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.

 

Silifke İlçesi Narlıkuyu Kasabası, Hasanaliler Mahallesinde Cennet çöküğünün 300 m güneybatısındadır. İçine helezonik demir bir merdivenle inilir. Birbirine bağlantılı, toplam uzunluğu 200 metreyi bulan galeriler çok ilginç şekilli dev sarkıt ve dikitlerle süslüdür. İçi ışıklandırılmış olup, mağaranın astımlılara iyi geldiğine inanıldığı ve içinde dilek tutulduğu için Astım - Dilek Mağarası denmiştir. Mağarada sıcaklık ortalaması 15 derece santigrat olup, nem oranı yazın %85, kışın %95'e ulaşır.

Cennet ve Cehennem çökükleri ile Astım Mağarası çevresindeki ağaç ve çalı dallarına burayı ziyarete gelenler dilek dileyip bez parçası bağlarlar.

Misafirlerimiz

3062469
Bu Gün
Dun
Bu Hafta
Geçen Hafta
Bu Ay
Geçen Ay
Toplam
365
809
8910
3047446
58767
47822
3062469

Kimler Online

32 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi